5 Kasım 2009 Perşembe

ondan bundan

sfk'nın mesajıyla ne kadar uzun zamandır yazmadığımı farkettim. Tembellik iyi bir mühendisin en önemli özelliğidir ya, iyi bir mühendis olamasak da güzel bir bahanemiz var işte :D
Benden özetler kısmına geçeyim hemen:
Aylar biraz daha iyi gidiyor, özellikle kasım ayının bana şans getirdiğini düşünmeye başladım ben.
Kediler 2 oldu, ikincisinin adı mofu. yaklaşık 3 haftadır falan bizimle. Kedilerle ilgili bir internet sitesinde ölecek aman çok yazık modunda bir mesaj gördüm. Gidip aldık, veterinere götürdük. Şimdi turp gibi. Yaklaşık 3 aylık bir dişi. Böyle bulaşık bir rengi var, her renk :) Hala çok zayıf ama çok oyuncu sıpa. Yani guru ne kadar asaletli bir prenses ise bu o kadar yüzsüz. Gelip kucağa yatıyor, sırnaşıyor. Her yere tırmanıyor. Perdenin ucunda sallandığını görmek çok komik oluyor :D Gurunun 3 katı kadar falan yemek yiyor. Bu sabah buzdolabının üstüne çıkmış, orada bir kap içinde kabuklu fındıklar var, aşağı fındık atıp oynuyordu. Fındığı bir şeylerin altına kaçırınca aynı işe baştan başlıyor, guru da bir kenarda durmuş bu salak napıyor be diye onun izliyordu.
Neyse evde durumlar böyle.
Geçen hafta İzmir'e gittim. İzmir'in orta yaş- orta sınıf teyze konseptini çok seviyorum ben. Muhabbetleri çok eğlenceli. 45 yaşında açıköğretimde tarım okumaya başlamış bir teyzeyle GDO'lar hakkında falan konuştuk. Bitirince yüksek lisans falan yapmak istediğini söyledi.
Bölümden muhabbetini çok sevdiğim bir arkadaş edindim. Bu da oldukça iyi geldi.
Kitap atölyelerimize yeniden başlıyoruz. İlgilenen olursa 22 Kasım'da Kürk Mantolu Madonna- Sabahattin Ali ile başlayacağız.
Elektrik mühendisliği yerine İstanbul'da tur rehberliği yapmasını istediğim arkadaşım Tuna bu ay içinde Türkiye'ye gelecek (Kendisi Katar'da çalışıyor da). Onunla 2 günlük bir gezi planımız var, ben diyeyim Balat, Kariye müzesi siz deyin Arkeoloji müzesi. Bu gezi de dışarıdan katılımlara açık :D
En son olarak asıl en keyiflisine gelelim. Dün Mustafa hocaya doktora başvurularına ne zaman başlayayım diye sordum. Sonra oturduk konuştuk. henüz hiçbir şey belli olmadığı için bir şey demeyeceğim ama uzun bir zaman sonra sadece olasılıklar sayesinde bile çok mutluyum:) Ben bu gazla bu dönem aldığım ve hiç anlamadığım dersleri de atlatırım :D Aslanım, kaplanım, yaparım. Hadi bu gazla kalkayım da "İnsan Genetiği" adındaki doktora dersime gideyim. Sonra orada öğrendiklerimin genetik algoritmalarda uygulanabilirliği üstüne düşünerek ve olasılık hesaplarında hocanın hesap makinesi işlevi görerek eğleneyim(hocanın bana sorduğu çarpma ve bölmeleri yaptıktan sonra en sonunda önümde hesap makinesi olmadığını farkedip sen onları kafadan mı yapıyordun diye şaşıran kızcağıza da buradan selam eylerim. İlkokul matematiği be valla fazlası değil. Ah biyologların matematik korkusu).

30 Eylül 2009 Çarşamba

my mind is playing tricks on me I am not as stable as I used to be*

bok gibi bir ayı geride bıraktık sayın seyirciler. Bokumla kavga eder durumdayım affedersiniz. Bundan sonrasının daha iyi olmasını umut ediyorum ama pek iyimser değilim, dersler başladı, zihnim çok yorgun ve kredi borcum (sanırım, maalesef) ertelenmedi.



p.s : Başlık Pain-Shut Your Mouth adlı parçadan alıntıdır...

bahtsız bedeviyi...

ne zaman alışverişe çıksam, en kısa sıraya geçsem bile en son ben çıkarım, önümde birinin sorunu olur. Bugün migrosta sırasız kasa buldum, POS cihazı bozuldu :)

5 Eylül 2009 Cumartesi

9991

çok feci canım sıkkındı, kafayı yemek üzereydim. Ne yapsam ne etsem diye dellenirken zibilyonuncu kez amelie izlemek geldi aklıma. İyi geldi mi? Evet, tabii ki .
Keyfim yerinde şu anda...

28 Ağustos 2009 Cuma

9992

neden bilmem ama, bu sabah keyfim pek bir yerinde. Ortada hiç bir sebep yokken keyifli olmayı seviyorum ben. Gerçi takıntılı olduğumdan sebep aramadan yapamıyorum ama olsun, yine de güzel.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

kitap atölyem

şimdi hani ben Sartre'ın Özgürlüğün Yolları üçlemesini okuyacaktım ya, hani Akıl Çağı'nı daha önce okumuştum ama serinin diğer kitaplarını yakın bir zamanda okumak isteyince ilk kitabı hatırlamadığımdan tekrar okudum, işte o kitap bitti ama ben yine ikinci kitaba devam etmek yerine bir süre tembellik yapıp hiç bir şey okumadım, şimdi de başka şeyler okuyorum. Bugün şans eseri okurken yarım kalan ve arasında kalem bıraktığım bir küçük iskender kitabı gördüm kitaplığımda. Pek çok yerini çizmişim, bakınırken keyif aldım. Başk bir Küçük İskender kitabını n kurcalarken içinden iki eski sınavım çıktı :) Neyse demem o ki, sanırım ben sartre üçlemesini ardarda okuyamayacağım. Gaza gelmem gerekiyor. Gerçi gaza gelme potansiyelimi ders çalışmaya çalışmak için harcıyorum. Neyse, ben biraz Küçük İskender okuyayım. Kitabın içine tarih ve yer yazmamışım, kızdım kendime. Ama içinde arkasına yazı yazdığım bir alışveriş fişi buldum, tarih 3 mart 2007. Hadi bakalım.

28 Temmuz 2009 Salı

9994

geçen hafta istanbula döndüm. İstanbul'un tek sevdiğim yanı, İzmir'den serin olması. İzmir'in üstüne öyle iyi geliyor ki geceleri üşüyorum bile:)
Sanırım tez konumu seçerken "nasıl bir konu seçsem de kendimi maksimum düzeyde salak hissetsem" diye kasmışım. Daha bağışıklık sistemini okuyorum baştan, yüzümdeki "hıııııı" ifadelerinin ardı arkası kesilmiyor. Neyse canım, zevkli yine de. İstediğim bir şeylerle uğraşıyorum.
Bu arada lisansta yapılan bitirme ödevine /projesine tez diyenlere lafım, tez değil o, lisedeki dönem ödevi gibi, bildin mi? Akademik anlamda (neredeyse) hiç bir anlamı yok. geneldünyagörmüşlük101 ders notlarımıza ekleyelim bunu da, belki birine faydamız olur.
Ben B hücreleri ile T hücreleri arasındaki macerama geri döneyim. Bu arada bir kaç küçük programcık(!) planımız var, korkuyorum kod yazmayı unutucam diye :) Saçma işler peşindeyim efenim evet, ama bir işe girip çalışmaktansa yüksek lisans yapıp yurtdışına kaçmak ve biliminsanı olmak derdim. saçma işlerle hayatımı devam ettirebilirsem ne mutlu.
Bu yazıyı yıllarca aynı sıralarda okumamıza rağmen şu anda eline benden çok para geçiyor diye kendini üstün gören/ bana acır gözlerle bakan, işin komiği şu anki durumun benim tercihim olduğunu anlamayan arkadaşlarıma, niye böyle bir şey 'tercih' etmiş olacağını bir türlü kafası almayan tüm insanlığa hediye ediyorum.

21 Temmuz 2009 Salı

9995

bu arada bu kadar post girip yazmamak olmaz, geçen hafta deniz mevsimimi resmi olarak kuşadasında açmış bulunmaktayım. Bakalım yaz sonuna kadar neler ekleyeceğiz bu eğlenceye :)

ailenizin formatçısı

efenim bugün günümün bir kısmı kardeşimin bilgisayarına format atıp program yükleyerek(yani kardeşimin bilgisayarını adam ederek ), kalan kısmı da zamanında bendeki DVD bozuk çıktığından izleyemediğim coupling'in üç beş bölümünü izleyerek geçti.
Format atmakla uğraşmaktan nefret ediyorum. Üşengeç olmasaydım bu cümleyi onlarca kez yazardım şu anda.
Neyse sıcakta beynim eridi.Odanın kapı ve pencerelerini kapatıp klima açmaya bile üşeniyorum.
Kendime not : www.izmiriz.com

10 Temmuz 2009 Cuma

9997

biz birbirini sebze isimleriyle seven abuk bir aileyiz. Hepsinin kaynağı ablam. O yüzden 13 aylık yeğenimi "patates kafa, patates kafa..." şarkısıyla sevdiğimde kahkahalar atmış olması beni şaşırtmadı, 'bir gelenek devam ediyor' ya da 'lan abla, bu çocuğu da mı alıştırdın' gibi düşünceler içine soktu, gururlandırdı falan. Ha bu arada hiç birimiz patates kafa değiliz, zaten sebze isimlerinin amacı benzerlik değil, absurdluktur. Misal, patlıcanlı patates cipsi gibi sıfatlarla sevgimi göstermişliğim vardır(bence yine de çocuk severken mıncırmaktan daha iyi bir çözüm). Siz sevgili kedim Guru'ya taktığım isimleri düşünün artık :)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

9998

istanbul'a döndüm, yaklaşık 9 gün önce. Taşınma işini bitirdim İzmir'de, ama sandaletlerim kayboldu. Sanırım ablam her şeyi atarken yanlışlıkla (!) benim sandaletlerimi de attı :)
İşin garibi aynısının 2 numara küçüğü kardeşimde var. onunkiler duruyor, benimkiler yok. Sadece benim sandaletim gitti zaten. İşin komiği, Twigy'den İpanema serisinden almıştım iki yıl önce bu sandaletleri. evimin karşısında bulunan twigy fabrika satış mağazasına gittim (Twigy merkez binası iki yan apartmanımda), bu modelin artık olmadığını söylediler, ben de bulduğum en sade modeli aldım yine. Pöff. Her şeyin en sadesini beğenirim, onu da üretmezler zaten bir süre sonra.
Guru bugün arka sağ patisini kesmiş. Sabah veterinere götürdüm. Nasıl kestiğini anlamadık ama oldukça derinmiş. Dikiş atmak yerine pansumanla iyileşmesinin daha iyi olduğunu söyledi veterinerimiz. Şimdi yatıyor Guru hanım, canı acıdığından hırçınlığı da üstünde.
Umarım en kısa sürede iyileşir.

22 Mart 2009 Pazar

Asturias*

Bir pazar sabahı evde herkes uyuyorken Asturias dinleyip kahve içerek gazete okumak gibisi yok desem... Aslında kendimi kandırıyor olurum. Dışarı çıkmak istiyorum ben. Gezmek istiyorum.Yeniköy'de sahilde kahve içip gazetemi okumak istiyorum. Ama yapacak çook iş var... O yüzden kendimi böyle avutuyorum.
Neyse zaten Asturias dinlerken tabii ki aklıma "Spanish Caravan" geldi, onu da dinledim. Sanırım günümüzün bir kısmına doors dinleyerek devam edeceğiz. Doors dinleyerek ve literatür taraması yapıp rapor hazırlayarak... Yeterince erken biterse bir de ders çalışarak ve araç sayarak...
Kitap okumak istiyorum ben...



*Asturias'ın diğer adı da Leyenda.

17 Mart 2009 Salı

chicago blues

Lastfmle uzun bir aradan sonra yeniden barıştık. Napayım, internetten radyo eksen dinleyememeye başladım bir kaç gündür.
Last fm'le blues günlerimize hoşgeldiniz. Chicago blues favori tarzım bu aralar. Tabii harmonica blues ve delta blues da dinlemekteyim.
Dün yeni bölümümde ilk sınavıma girdim. Oldukça kötü geçti. Moralim bozuldu tabii ama önümüzdeki maçlara bakıcaz artık. Nasıl olsa yüzde yirmilik bir sınavdı kendisi.
Bu aralar sevgili Tübitak projeciği için araba sayıyorum. Aslında şu anda ben saymıyorum, bulduğum bir programcık sayıyor ama o bir yerden sonra benim devreye girmem gerekecek. Kod-yazmayı-beceremeyen-isirganotu hallerindeyim yine. Neyse, o proje için yetiştirmem gereken bir rapor var, bugün ona başlayacağım sanırım. Yine literatür taramaları, ben, bilgisayarım, kahve gibi bir çoklu(dörtlü?) olacağız. Şu anda perşembe günü yapacağım bir sunumu hazırlamaktayım.
Haftaya sınavım, ondan sonraki hafta sunumum, ondan sonraki hafta sınavım var. Sonra umuyorum ki 1 hafta boışum. (Umuyorum çünkü o boş haftada 2 proje hazırlamam gerekecek) Sonraki iki hafta ise 1 sınavım, 3 sunumum var.
Yazarken içim karardı...
Bu arada bitmek bilmeyen bir PET projesi -sözde- devam etmekte. Kendisiyle hiç ilgilenemediğimden :)

Bööyle iç karartıcı bir listeden sonra neler yaptığıma gelelim. Blues dinleyip Dostoyevski(şu anda Netoçka Nezvanova) okuyorum. Bol bol dizi izliyorum. Uzun bir aradan sonra yeniden dışarı çıkmaya başladım. Dün Bleda'yla İstanbulun yarısını gezmece oynadık yine. Eminönü'nde dolaştık biraz. Bir kez daha yerebatan sarnıcını gezdim. Beyazıt'taki sahaflarda kitap arayıp bulamadık.(sanırım bir servet verip satın almam gerekmekte kendisini). Ziraat Bankası'nın Beyazıt şubesine uğradık öğrenim kredisi için, sırayı görüp vazgeçtik. Çemberlitaş'tan Eminönü'ne yürüdük yine. Yolda El Torito'da yemek molası verdik. El Torito'ya dair en sevdiğim şey corn cake. Bir paket corn cake aldık ve bu sabah Guru da benimle birlikte corn cake yedi. Aslında Guru yediğim her şeyden bir parça tadıyor. Böyle bir alışkanlığı var kendisinin. Bir parça kurabiye yedi geçen gün. Sadece benim yediklerimin tadına bakıyor gerçi, Bledanın yediklerine sulanmıyor hiç. Ona olan sevgisini kafasını yalayarak gösteriyor daha ziyade. Beni de yalamayı denedi ama saçlarım fazla uzun geldi. Üstüme aldığım battaniyenin altına girip bacaklarıma yaslanarak uyumayı seviyor kendisi.
Yaklaşık 10 gün önce kısırlaştırıldı ve o gün bugündür tekrar mutlu bir kedi oldu. Ben de huzur doldum, geceleri uyuyabilmeye başladım.
Böyle işte. Ben technetium generator konulu sunumumu hazırlamaya döneyim.

15 Mart 2009 Pazar

kaldırım serçesi

Edith piaf dinlerken aklıma geldi de , sanırım izlediğim en iyi filmlerden biriydi kaldırım serçesi...

15 Şubat 2009 Pazar

haberler...

Uzun zaman olmuş yazmayalı. Bu arada neler yaptım kısaca anlatayım.
Öncelikle (sonunda) mezun oldum. Mesleğini yapmaya pek niyeti olmayan bir bilgisayar mühendisiyim de diyebilirim tabii. Sonunda bitti yani :)
Sonra da "Moleküler biyoloji,genetik ve biyoteknoloji" programında yüksek lisansa başladım. Bilimsel hazırlık okutulmadığından, hayatımda hiç görmediğim derslerin "advanced" sıfatı almış olanlarıyla uğraşırken buldum kendimi. Gerçi henüz iki hafta oldu dersler başlayalı, bakalım zaman ne gösterir(Çok kaderci bir yaklaşım olmuş, oysa hiç hoşlanmam ben kaderci yaklaşımdan.Sadece tembellik benimkisi, açıklamaya üşenmek düşündüklerini).
Son iki haftamı da insanların ne işin var burada sorularını yanıtlayarak geçirdim.
Bir de Ulaştırma Mühendisliğine ait bir Tübitak projesinde çalışmaya başladım. Evet, yükseğe kaydımı yaptırdıktan bir gün sonra Tübitak bursiyeri oldum :)
Moleküler biyoloji ve Genetik dersleri yanında Biyomedikal Mühendisliği bölümünden bir ders alıyorum.
Okul dışında pek bir şey yapmıyorum yani bu aralar. Bol bol dizi izliyorum, dışarı çıkmadığım için sıkıldım bir de... Hava da bozdu zaten. Püff...
Bu arada 3 günlüğüne de olsa İzmir'e kaçabildim. İyi geldi tabii.
Şu anda can sıkıntısından periyodik olarak miyavlayarak evi turlayan kedimin klavyemin üzerinden bir daha geçmesini beklemeden bu yazıyı bitirmeye karar verdim. Zaten çok başım ağrıyor.
Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle efenim.

29 Aralık 2008 Pazartesi

anladım ben seni

Two and a half men izliyorduk. Yaklaşık 6 bölüm izledikten sonra "hadi ben biraz ders çalışayım" dedim. Masama kuruldum, notları açtım. Başladım mırıldanmaya, "iniş yokuş, sürekli bir kaçış, yorulma artık anladım ben seni...". Sonra dedim ki Ayşegül Aldinç'ten dinleyelim. Nereden esti, hiçbir fikrim yok. Uzun zaman olmuş dinlemeyeli, söylemeyeli o kadar olmadı. Klibi de ayrı bir hoştu, hatırlamış oldum. Ne varsa eskilerde var azizim :) Türk pop müziğinin en güzel dönemi kanımca.
Bu arada Fikret Kuşkan ne kadar da gençmiş.
Bugün kar yağıyor. Ben bugün Maslak'taydım. Orada kanımca ayrı bir mikroklima hakim olduğundan ben kütüphaneden kampüs dışına yürüyene kadar yerler kar tuttu.İstanbul'a ilk geldiğimde Maslak'ta yurtta kalıyor ve Maçka'da hazırlık okuyordum. Maçka'dan Maslak'a dönerken Beşiktaş'ta yağan sulusepken Maslak'ta tipiye dönüşmüş ve yerler bir karış kar tutmuş olurdu da, bir türlü anlayamazdım. 40 dakikalık yol, hangi ara böyle oldu derdim, 3. ya da 4. seferde anladım aslında Maçka ve Beşiktaş'a sulusepkenden önce yağmur yağarken Maslak'ta kar yağıyor, böylece benim yeni başladı sandığım kar bir kaç saattir devam ediyor ve haliyle benim bir türlü akıl erdiremediğim manzara mantıklı bir açıklamaya kavuşmuş oluyordu. Eh, kar görmemiş insanın hali başka oluyor işte. O yüzden dışarıda lapa lapa kar yağarsa(ki istanbulda kar 'sağanak' yağar, lapa lapa yağdığı enderdir), heyecanlanıyorsam, garip garip bana bakmayın. Hala benim için heyecan verici bir şey. İlk kez geçen yıl karda kaydım ben, bunca yıldır İstanbul'da olmama rağmen.
Penceresinden dışarı bakınca sağanak sulusepken yağışını gören isirganotu, radyatör yanındaki sıcacık çalışma köşesinden bildirdi.
Yine sıcak şarap yapmak istedim ancak benim gibi tarçın manyağı bir insanın tarçından nefret eden bir sevgilisi olunca pek kolay olmuyor. Neyse, zor geldi zaten.
Ben I/O interfaces adlı okuma parçamı(!) okumaya devam edeyim, Windows neden mavi ekran hatası verir, Linux nasıl kral bir işletim sistemidir, hadi biraz aygıt yöneticisi yazalım gibi konularla eğleneyim :)
15 Ocak güzel ve mutlu bir tarih olacak umarım.
2 şubatta da her şey bir başka olacak :)

16 Aralık 2008 Salı

küçük bir wishlist :)

USB'ye takılan her şeyden istiyorum. Çok özet oldu ama, ne bileyim ısıtıcı, soğutucu, usb eldiven ve terlikler, küçük şarjlı süpürge, özellikle led lamba vb vb vb...
Neredeyse hepsini ucuza alabileceğim ve kargo ücreti almayan bir site de buldum ama...Kim uğraşacak modundayım.
Bir de xkcd'deki tişörtlerin hastasıyım.
Ööyle işte...

19 Eylül 2008 Cuma

Nostalji

İş yerinde arkadaş radyo dinliyor ve şu anda radyoda "Gel Barışalım Artık" çalıyor. Hala severim bu şarkıyı...
Bugün sınav hakkı için form doldurmaya, okula gittim. Klasik "vay be şimdi bildiklerimle yeniden üniversiteye başlasam şöyle yaparım, böyle ederim"ler fırtınasına yakalandım, tüm gün kendime gelemedim.
Çalışmak çok anlamsız geldi yine, işe gelmek istemedim. İçimde hala "ben büyüyünce bilimadamı olcam, labaratuvarım olacak, oradan çıkmayacağım" diyen çocuk var. Evet o çocuğa hala büyüdüğümüzü, tabiri caizse eşşek kadar olduğumuzu anlatamadım, anlatamayacağım da.
Diplomamı bir alsam A,B, C .... planı diye planlarım var yüksek lisansa, bilim insanı olmaya dair. hadi bakalım. Yeniden başlasamlar fırtınasındaki en mantıklı düşünce genetik okumak olabilirdi, üstüne de hesaplamalı bilimler okuyup manuel olarak biyoinformatik alanına girmek mantıklı olabilirdi. -di'li geçmiş zamanı şimdiye çevirmenin yollarını arıyorum, bilen var mı? Pişmanlık değil bu, gerçekten somut olarak yapmayı düşündüğüm şeyler var.

24 Ağustos 2008 Pazar

24'ünde 24 olmak

Bugün 24 Ağustos ve 24 yaşımı doldurdum...
Bir doğumgünü daha geldi ve geçti ööylesine...
Yazacak bir sürü şey vardı aklımda ama sadece bu saçmalıklar çıktı ortaya, neyse bir dahaki sefere artık...

Canımın sıkılmasından ne kadar korktuğumu ve canım sıkılmasın diye ne kadar çok önlem aldığımı farkettiğimi falan söyleyecektim. Tüm bunları İzmir-İstanbul, İstanbul-İzmir arası geçirdiğim bitmez saatlerde farkettim. Otobüsle uzun yol gitmeyeli bir yıl olmuş, zor geliyor sanırım artık.
Ama canımın sıkılmasından bu kadar korktuğumu farkedince neyi düşünmekten korktuğumu merak ettim. Neyi düşünmekten korkuyorum da bu kadar basit şeylerle oyalamaya başladım zihnimi?

4 Ağustos 2008 Pazartesi

26 Temmuz 2008 Cumartesi

reenkarnasyon

hayattaki dini inançlar içinde en güzelinin reenkarnasyon olduğuna karar verdim bugün düşünürken.
Ruha inanmayan biri olarak tabii ki ölümün hiçlik demek olduğunu düşünüyorum.
50 yaşına geldiğinde yapmadıklarım için duyacağım pişmanlıkları düşünüyordum. En azından insan beyni için ölümsüzlük sağlansa yine de pişman olur muydum diye düşündüm. Cevabım 'hayır' oldu. Her seferinde baştan başlardım. Aynı koşulları tekrar yaratamasam da 'daha çok şey yapmalıydım' hissimi tatmin edebilirdim. Sonra inançlar içinde en güzelinin reenkarnasyona inanmak olduğuna karar verdim.
Ne mutlu o insanlara...
Mutlu olacaksan kendini kandırmak güzeldir, kraldır.

umut dedikleri bu olsa gerek

hala hayatımı tamamen değiştirmemi sağlayabilecek cümleler var.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

sizi bumm diye havaya uçurmak isterdim ama, sizden çıksa çıksa klik sesi çıkar.

okuldan eve gelirken tüm yol boyunca yazdım kafamda ama, yine uçup gitti.
Gitmek istiyorum.
Saçmasapan bir şekilde başka yerleri gezmek istiyorum. Kaçmak istiyorum belki de. Aman tanrım, festivallere partilere doyacağım gezmesi değil istediğim. Gördüklerimden başka yaşamlar olduğuna inanmak için, o alternatif yaşamları görmek istiyorum.
Evet, zora gelince kaçan bir insanım belki de. Ya da kendimi cezalandırıyorum. En son ortaokulda böylesine kaçmak istemiştim, fen lisesine gittim. Sonunda sadece kendimi cezalandırdığımı farkedip biraz da geri dönüşü olmaması sebebiyle pişmanlık duymuştum.
Ortaokuldayken hayatımın bir döneminde hosteslik yapmak istediğime karar vermiştim, hiçbir yere bağlı olmama düşüncesini o zaman da seviyormuşum. Geçenlerde tanıştığım biri işi gücü bırakıp hostes olmuş, tanıştığımızda eğitimleri bitirmiş, hostesliğe başlamak üzereydi. Ona sorular sorarken geldi aklıma bu eski düşünce.

Bir süredir dünyanın farklı yerlerindeki gönüllülük kamplarını ve " gel bana evimi boyarken yardım et, sana oda ve yemek vereyim" tarzındaki "tatil" fırsatlarını araştıtıyorum internette. Neden olmasın?

İstanbul'dan sıkıldım,belki özlerim gerçi. Aylık çok az da olsa sabit bir gelirim var, bazı ucuz ülkelerde iyi para edebilir düşününce (misal, çinde).


Okulla bir kaç sınav haricinde ilişiğim kalmayacak.

Sakin ama ruhu olan yerlere gitmek istiyorum.

Kaçmak iyidir. İnsan kendini korur. Kendini, kendine vereceği zararlardan korur. Gidersem kendime ve başkalarına olan kızgınlığım geçer mi? Geçer geçer...

Hosteslik yapma şansım var mı acaba? Bir araştıralım.

Sanırım sadece yaşamak için gerekli olan heyecanı buluyorum böyle düşünceler ve planlarla.

Bilmiyorum.

Yazacak daha farklı şeyler vardı aklımda, ama eve gelene kadar hepsini unuttum. Beynimdekileri henüz sözcüklere bile dökülmemişken kaydetmenin bir yolunu istiyorum.

Şimdilik bu kadar diyelim, belki daha mantıklı şeyler yazarım sonra. Ben dördüncü kez almakta olduğum Advanced Data Structures adlı güzide dersimizin ödevine döneyim. İyi seyirler efendim.

Not: Başlık stefie shock 'a ait bir söz...

12 Aralık 2007 Çarşamba

yine yeniden her zaman

OYSA BEN İNSANLARI HER ŞEYE RAĞMEN ARTNİYETSİZ SEVEBİLECEK KADAR FAŞİSTİM.BUNDAN DAHA BÜYÜK POLİTİK EZİYET OLABİLİR Mİ YERYÜZÜNE?(K. İSKENDER)

saçmalamalar...(eski bir taslaktan-güncelleştirince hala geçerli hisler)

mülksüzleri yeniden okusam mı?

Tanımak demek davranışlarını öngörebilmek demek mi?

Kayboldum...

Bok vardı sanki bukadar çok şeyi/olayı/tarihi aklımda tutabilecek...

Bu şehri sevmiyorum...

Gerçekten bir amacım var mı ?Hayır...Sahip olmaya çalıştığım biri/bir şey var mı bilmiyorum...

Ben kendimden sıkıldım;bu gece benliğim sana yatıya gelecek...

İnsanların yazdıklarımı okuması beni anlamaya çalışması mıdır?

İyice şımardım galiba...

Sıradan ilişkiler adına bir sürü güzel ilişkiyi harcadık kuşkusuz...

ben sadece burada öylesine durmak istiyorum...

Herkesin yerine düşünmekten sıkıldım...Bunu ukalalık olsun diye söylemiyorum. Sadece kahrolasıca kötü bir huy bu... İnsanların olası sorunlarına kafamda çözümler bulmaya çalışmaktan bıktım... O insanlar bunların sorun olduğunu bile düşünmezken...

Sınavlardan önce yazı yazmaktan ve kitap okumaktan da sıkıldım...

Dostoyevskinin dediği gibi "ben hiç bir şey olamadım"

Bari egomu sıfırlamayı becerebilseydim...

Aldatılıp aldatılmayacağını düşünmek ahmaklık çünkü bu sahiplenmenin sebebi üremek....

Eski evim gelir oldu aklıma...

Hiç oradaki kadar yemek yapmadım burada...

İnsan hayatı boyunca yalnızlığa mahkumsa bundan başka ne olabilir ki?

İstanbul'un deniz manzarasını hiç sevemedim...

Yaşamımız canlı yayın mı bant kaydı mı?Çöpe giden onlarca video bandı...HİÇ...

Tarçın karanfil çay....

20 Kasım 2007 Salı

istanbul'a mektuplar # 1

Sevgili gökyüzü,
Nolursun birazcık gülümse bana. Yoksa izmir özlemim yine üstel olarak artıyor. Bak sen de sıkılmadın mı hem somurtmaktan? Benim geldiğim yer(ler)de kışlar böyle geçmez.
Hadiii, lütfeeen, güneş gelsin biraz.Birazcık?

15 Kasım 2007 Perşembe

üçleme

mülksüzleri ve tritonu okudum ama üçlemenin başlangıcı olan ecinnileri okuyamadım.

öncelikle

her sınavdan önce kitap okumayı ve yazı yazmayı bu kadar arzulamaktan sıkıldım artık. Bunca yıllık öğrencilik hayatımda bunu niye aşamadım ki?